YOKOLAN HAYVANCILIĞIMIZ
Şaşmamak, üzülmemek elde değil. Eskiden köylerde, her evin üç beş tane büyükbaş hayvanı, üç beş tavuk olur ve beslerlerdi ki evlerde katıksız, Süt, Yoğurt, Peynir, çökelek, tereyağı yumurta eksik olmasın, Günümüzde ise, bu mümkün değil. Hayvancılıkta yok olma noktasına geldik, dışardan her tür eti ithal eder olduk. Milletin sağlığı da bozuldu. Eskiden köyler sadece yerleşim yeri değil, her evin kendi kendine yettiği küçük birer "üretim merkezi" gibiydi. Bu dönüşüm sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojik bir kırılmanın sonucudur. Neden bu noktaya geldiğimizi ve çözüm yollarını birkaç temel başlıkta özetleyebilirim:
Neden Bu Noktaya Geldik?
Köyden Kente Göç: Tarım ve hayvancılık zahmetli işlerdir. Genç nesil, sosyal imkânlar ve daha sabit bir gelir umuduyla şehirlere göç etti. Köylerde nüfus yaşlandı, üretim yapacak güç azaldı.
Maliyetlerin Artışı: Eskiden hayvanlar merada yayılır, masrafsız beslenirdi. Şimdi ise yem, saman ve ilaç gibi girdiler tamamen dışa bağımlı ve döviz odaklı hale geldi. Üretici, sattığı sütün parasıyla aldığı yemin parasını ödeyemez oldu.
Küresel Gıda Politikaları: Endüstriyel hayvancılık ve büyük market zincirlerinin yaygınlaşması, küçük üreticiyi piyasadan sildi. "Ucuz et" vaadiyle yapılan ithalat, yerli üreticinin rekabet gücünü kırdı ve üretimden vazgeçmesine neden oldu.
Değişen Tüketim Alışkanlıkları: Şehirleşme ile birlikte "hazır gıda" kültürü oturdu. Doğal olanın zahmeti, hazır olanın hızıyla yarışamadı.
Çözüm Ne? Nasıl Eskiye Döneriz?
Bu durumdan çıkış imkânsız değil ama kararlı bir politika gerektiriyor:
Mera Hayvancılığının Canlandırılması: Girdi maliyetini düşürmenin tek yolu hayvanı hazır yemden kurtarıp meraya çıkarmaktır. Köy meralarının korunması ve ıslah edilmesi şarttır.
Genç Çiftçilere Destek: Sadece para vermek yetmez; köylerde okul, sağlık ve sosyal yaşam standartları yükseltilmelidir ki gençler köyde kalmaya ikna olsun.
Kooperatifleşme: Küçük üreticinin tek başına dev şirketlerle yarışması zordur. Üreticiler birleşerek kendi sütlerini işlemeli ve doğrudan tüketiciye ulaştırmalıdır. Aracıların kârı üreticiye dönmelidir.
İthalat Odaklılıktan Üretim Odaklılığa Geçiş: Kısa vadeli çözümler (ithalat) yerine, damızlık hayvan üretimini teşvik eden uzun vadeli planlar yapılmalıdır.
Özetle: Sağlıklı bir toplum için "kendi kendine yetebilme" kabiliyetimizi geri kazanmalıyız. Sofranızdaki peynirin, sütün hikâyesi ne kadar yerelse, sağlığınız da o kadar güvendedir.
Peki, bugün bir gencin şehri bırakıp köye dönmesi için en büyük engel nedir; ekonomik şartlar mı yoksa sosyal imkânların eksikliği mi?
Her ikisi de. Bu iki sebep birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturuyor. Biri eksik kalsa diğeri bir şekilde tolere edilebilir belki ama ikisi birden olmayınca köyde yaşam "fedakârlık" olmaktan çıkıp "mahrumiyet" haline geliyor.
Şu tablo durumu çok net özetliyor:
Engel Türü | Mevcut Sorun | Sonuç |
|---|---|---|
Ekonomik | Girdi maliyetlerinin yüksekliği, ürünün değerinde satılamaması, sosyal güvence eksikliği. | Genç, emeğinin karşılığını alamayacağını düşünüp "garanti maaşlı" işe yöneliyor. |
Sosyal | Eğitim ve sağlık hizmetlerine uzaklık, sosyal aktivite alanlarının yokluğu, internet/altyapı yetersizliği. | Genç, dünyadan kopacağını ve çocuklarının geleceğinin kısıtlanacağını hissediyor. |
Bu Düğüm Nasıl Çözülür?
Sadece "köye dönene teşvik veriyoruz" demekle olmuyor. Gençlerin köye dönmesi için "Köyde Yaşam Standartı" kavramının yeniden inşa edilmesi gerekiyor:
Modern Köyler: İnternetin hızlı olduğu, ulaşımın kolaylaştığı, sosyal alanların (kütüphane, spor alanı vb.) bulunduğu köyler kurulmalı.
Sözleşmeli Üretim: Devletin veya güçlü kooperatiflerin "Sen üret, alım garantisi bende" diyerek çiftçiyi piyasa spekülasyonlarına karşı koruması lazım.
Sosyal Güvence Teşviki: Genç çiftçilerin Bağ-Kur primlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanması gibi somut adımlar, şehre göçü durdurabilir.
Eskiden "köylü milletin efendisiydi" çünkü üreten oydu. Şimdi tüketici konumuna düştüğümüz için bu sıkıntıları çekiyoruz. Eğer köylerde teknoloji ile tarımı birleştiren, hem kazanan hem de sosyal hayatı olan bir model yaratamazsak, o özlediğimiz tereyağı ve yoğurt kokusu maalesef sadece anılarda kalmaya devam edecek.
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)
Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı






















