Ruhun Gıdasını Unuttuk
Bugünlerde insan, bedenine gösterdiği özeni ruhuna göstermeyi unutmuş gibi yaşıyor. Daha iyi evlerimiz, daha konforlu hayatlarımız, daha hızlı ulaşım araçlarımız var. Ancak bütün bu imkânlara rağmen huzursuzluk, yalnızlık ve tükenmişlik hissi her geçen gün artıyor. Demek ki eksik olan sadece maddi imkânlar değil.
Çünkü insan yalnızca etten ve kemikten ibaret değildir. Bir de görünmeyen ama hayatımızı yönlendiren ruhumuz vardır. Beden nasıl aç kaldığında yemek, susadığında su isterse; ruh da anlam, huzur ve maneviyat ister. Bu ihtiyaç para ile satın alınamaz, teknolojiyle giderilemez.
Bugün çoğumuz ruhumuzun sesini duymamak için sürekli bir meşguliyetin içine sığınıyoruz. Gün içindeki koşturmacalar, bitmeyen işler ve kalabalıklar... Oysa insan biraz durup kendisiyle baş başa kaldığında içindeki boşluğu daha net hisseder. İşte o boşluk, çoğu zaman ihmal edilen ruhun sessiz çağrısından başka bir şey değildir.
Ruhun da bakıma ihtiyacı vardır. Samimi bir sohbet, içten bir dua, derin bir tefekkür ya da insanı iyiliğe yönelten değerlerle kurulan bağ, ruhun en önemli gıdasıdır. Bunlardan uzak kalan insanın bedenî olarak sağlıklı olması, gerçek anlamda iyi olduğu anlamına gelmez.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Bedenimiz için her gün yaptıklarımızın ne kadarını ruhumuz için yapıyoruz?
Çünkü insan sadece yaşayan bir varlık değildir; aynı zamanda anlam arayan bir varlıktır. Ve o anlam, ancak beden ile ruh arasındaki denge kurulduğunda hayatımıza gerçek huzuru getirir.

























