Sosyal Medya ve gençlerimiz, toplum…

Değerli insanlarımız, ilgili ve yetkili büyüklerim, Türk toplumumuzda artarak gelişen bir şiddet ortamı var. Çocuk çeteler ve mafya sistemi baş gösteriyor. Sanırım bunda İNTERNET ortamının gelişimi, sosyal medyanın kötü kullanımı, Tv ekranlarındaki dizilerin bu işlere özendirmesi ve gençliği kötü etkilemesi yatıyor.
Bakın adamlar çete olmuşlar tarife yayınlayıp, şiddet sergiliyorlar, Allah’tan emniyet güçlerimiz tepelerine biniyor. Dile getirdiğim bu tablo maalesef pek çok kişinin içini sızlatan ve "Nereye gidiyoruz?" dedirten bir gerçeklik. Toplumsal şiddetin bir sarmala dönüşmesi, özellikle de çocukların ve gençlerin bu karanlık yapıların içine çekilmesi sadece bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda bir gelecek sorunudur. Şiddet artık sadece sokakta değil, dijital ekranlar aracılığıyla evimizin en mahrem köşesinde, çocuklarımızın avucunun içinde. Bu gidişata dur demek için hepimize düşen görevler var. İşte bu konuda farkındalık yaratmayı amaçlayan, uyarıcı ve önlem odaklı bir yazı kaleme almak istedim:
Geleceğimizi Kuşatan Şiddet Sarmalı: Gençliği Nasıl Koruruz?
Son yıllarda toplumumuzda tanık olduğumuz şiddet olayları, sadece bireysel öfke patlamaları değil; organize bir yozlaşmanın, "çeteleşme" özentisinin ve mafyatik yapıların tabana yayılmasının bir sonucudur. Gençlerimizi bu karanlığa çeken nedenleri doğru teşhis etmek, çözümün ilk adımıdır.
1. Ekranlardaki Görünmez Tehlike: Şiddetin "Normalleşmesi"
Televizyon dizilerinde ve dijital platformlarda; hukuku hiçe sayan, sorunlarını silahla çözen, lüks hayatı şiddet yoluyla kazanan karakterlerin "kahraman" gibi sunulması, genç dimağlarda büyük tahribat yaratıyor.
Sorun: Şiddet, güç ve itibarın bir aracı olarak pazarlanıyor.
Öneri: Medya denetim mekanizmalarının sadece "müstehcenlik" üzerinden değil, "şiddet ve suç özendirmesi" üzerinden de çok daha sıkı işletilmesi şarttır. Senaristlerin ve yapımcıların toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmesi bir tercih değil, zorunluluktur.
2. Sosyal Medya ve Dijital Mahalle Baskısı
İnternet, doğru kullanılmadığında bir suç okuluna dönüşebiliyor. Tiktok, Instagram ve oyun platformları; çetelerin propaganda yaptığı, gençleri "hızlı para" ve "sahte güç" vaadiyle kandırdığı birer av sahasına dönüşmüş durumda.
Öneri: Ebeveynlerin çocuklarının dijital ayak izlerini takip etmesi, onlarla yasaklayıcı değil, bilinçlendirici bir iletişim kurması gerekir. Siber zorbalık ve suç örgütlerine karşı dijital okuryazarlık eğitimi temel eğitim sistemine entegre edilmelidir.
3. Aile ve Toplumun Rolü: Rol Modellerin Değişimi
Bir çocuk, evinde sevgi ve adaleti; sokağında ise kural ve nizamı görmezse, aidiyet duygusunu dışarıdaki yanlış gruplarda arar. Mafyatik tiplerin "saygı duyulan kişi" olarak görüldüğü bir mahalle kültüründe, gencin o yola sapması an meselesidir.
Öneri: Başarının kriteri "çok para" değil, "dürüstlük ve emek" olarak yeniden tanımlanmalıdır. Gençler spora, sanata ve bilime yönlendirilerek enerjilerini yıkıcı değil, yapıcı alanlarda harcamaları sağlanmalıdır.
4. Caydırıcılık ve Adalet Duygusu
Şiddetin artmasındaki en büyük etkenlerden biri de cezasızlık algısıdır. "Yaptığım yanıma kar kalır" düşüncesi, suç şebekelerini cesaretlendirir.
Öneri: Suç işleyen çocukların rehabilitasyonu kadar, onları suça iten yetişkinlerin ve yapıların en ağır şekilde cezalandırılması, adaletin tecelli ettiğinin toplumca görülmesi şarttır.
Unutmayalım ki: Bir toplumun geleceği, gençlerinin elindeki silaha değil, kalemine ve vicdanına bağlıdır. Şiddeti alkışlayan bir kültür, eninde sonunda o şiddetin kurbanı olur.
Bu gidişatı değiştirmek için devlet, aile, okul ve medya el ele vermek zorundadır. Gençlerimizi karanlığa teslim etmeyecek kadar güçlü bir kültürel mirasa sahibiz; yeter ki bu mirasa sahip çıkalım.
Baki Selam ve Dua ile.























