SOYSUZLAŞMADAN İLERLEMEK..
Âdetimizdir, bizi ilgilendirmeyen meselelerde kavgalara gireriz fakat torunlarımızın torunlarını hedef alan hadiselere kayıtsız kalırız.
Kundaktaki bebelerimize meslek mevkiler dağıtırız da o çocuğun subaylığı, doktorluğu, öğretmenliği veya bir başka mesleği hangi milletin içinde, hangi millet için ve hangi şartlar altında yapacağını pek düşünmeyiz.
Bunlar hep insanın gafletindendir.
İnsanın gafletinin daha şiddetlisi ise milletin gafletidir.
Bugün karnım tok sırtım pek demeye alışmış insan kalabalığı5 yarın endişesini şahsi plandan toplum seviyesine çıkarmadıkça FELAH bulabilir mi?
Yarın endişesinin, yarınlara milletçe güçlü, refah içerisinde, her bakımdan kalkınmış bir şekilde ulaşma düşüncesinin kısa adı MİLLİ ÜLKÜDÜR.
Milli ülküsünü sağlam olarak geçmişten bugüne taşıyabilmiş olan milletlerden biride Türklerdir.
Zaman zaman millete unutturulmak istense de bu ülkü, Türk’ün yapısına işlemiştir.
Soyu birleştirmek, soyu maddi ve manevi tesirlerden korumak, Hür yaşamak, Diğer milletler ile sulh içinde bulunmak, Dünyada ilahi nizamı hâkim kılmak Türk’ün tarihten taşıdığı Milli ülküsü dâhilindedir.
Tarihin hiçbir döneminde dinsiz ve devletsiz olmayan Türk’ün cihana hâkim olma ve âleme nizam verme ülküsünün altında yatan ruhi faktör, kendisinin Allah tarafından özel bir kabiliyetle yaratılmış olduğuna inanmasındandır.
Her ne kadar bazı millet düşmanları böyle bir düşünceye küfür damgasını vursa da mesele iyice incelendiği zaman işin özünde Allah’a karşı tam bir teslimiyet olduğu görülür.
Böylesine bir ülkü, Allah’ına kullukta kusursuz olmaya çalışmak gibi bir davranışın tezahürüdür.
Ülkücülerin en çok tenkit edildikleri ecdat- tarih anlayışlarına cevap olması düşüncesiyle bu konudaki misali İslam’dan, daha doğrusu Türklerin Hz. Peygamberin şeriatından önceki hayatlarından vereceğim.
“Türk Milleti’nin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükselten Tanrı, il veren Tanrı, Türk Milleti’nin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o tanrı kağan oturttu tabii.” (Bilge Kağan)
“Savaştık. Bizde, iki ucu yarısı kadar fazla idi. Tanrı lütfettiği için, çok diye korkmadık, savaştık. Tarduş şadına kadar kovalayıp dağıttık.” (Tonyokuk)
Allah’a bu denli bağlılığın, güven ve aşkın benzerini saadet asrının dışında görebilir misiniz?
Bu misallerin çoğaltılması mümkündür.
Burada dikkat edilmesi gereken ise şudur:
Türkler esas hâkimiyetin insan üzerinde olan Tanrı’ya ait olduğuna, başlarına gelen felaket ve uğurların Tanrı iradesine bağlı olduğuna ve Tanrı’nın kendileri ile beraber bulunduğuna inanıyorlardı.
Şanlı önderimizin mağara arkadaşı sadık dost Hz. Ebubekir (ra)’e Endişe etme Allah bizimledir! Buyurduğu gibi.
Bu demek oluyor ki, Türklerde vücut bulan ülkünün vasfı ilahi esasa dayanmasıdır.
Milleti için gece uyumayıp, gündüz oturmayan, millet fertlerine kardeşlik şuurunu aşılayıp, yabancı ve düşman kavimlere karşı koruma kaygısını gündemde tutan devlet adamlarının ruhu ile diriltilen bir milletin tarihten kopup gelen bu özelliğinin devam etmesini istemekten daha tabi ve masum bir düşünce olabilir mi?
Mehmet Emin’in, ben bir Türküm dinim cinsim uludur, demesine bozulanlar var.
Türkiye Türklerindir düşüncesine de, Türkiye de Hristiyan azınlıklar, Kürtler de mevcuttur, diyerek karşı çıkanlar var.
Adamlar Türkiye’yi babasının tarlası gibi parsellemeye çalışıyorlar.
İnsanları şekil ve ruh bakımından farklı yaratma kudretine sahip yüce Rabbimiz, Türk milletini de faziletli vasıflarla halk etmiş ise bundan rahatsızlık değil ancak şeref duyulur.
“Ecdadımızın heybeti ma’ruf-ı cihandır. Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır.”
Evet, ecdadımızın büyüklüğünü bütün dünya bilir.
Huyun yaratılışın değişeceğini sanma.
Atalarımızın kanını taşıyoruz.
Buna rağmen milletimizin kendine has hasletlerde zaman içerisinde bozulma, gevşeme görülebilir.
Nitekim bu gün eski Türk seciye ve ahlakına uymayan pek çok hal, Türk bünyesine sızdırılmıştır.
Şerefli, ahlaklı, çalışkan, dürüst, vatan sever, hürriyete aşık Türk milleti içinden şerefsiz, ahlaksız, tembel, sahtekar, vatan haini, uşak ruhlu insanlarda çıkabilir.
Hadisenin en ürkütücü yanı bu menfi halleri üzerinde taşıyan insanların sayılarının artmasıdır.
Türklerin akıl sahibi hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bu kalıtsal meziyetlerini, 21 yüzyılın makineleşmiş, ruhsuzlaşmış insan topluluklarının çirkin meziyetleri ile değiştirilebileceği endişesini taşımayanlar elbette Türk olamazlar ve Türklüğün düşmanıdırlar.
Türklüğe düşman olanların kabul edilecek bir mazeretleri olmadığı gibi onları affedecek bir mahkeme de yoktur.
Gerçek Türk aşıklarına, Türk milli ülküsünü benimseyenlere, Türk kalarak ilerlemek isteyenlere bu hususta büyük işler düşmektedir.
Daha şuurlu hareket etmek ve Türk milli ülküsünün bir yönünden de Türk’e has özelliklerin kaybolmasını önlemek olduğu fikrini iyice kavrayarak yollarına devam…
Usanmadan, yılmadan, yorulmadan!!!
Baki Selam ve Dua ile.


















