GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Kamu Araç Kiralamalarında İsraf ve İstismarın Önlenmesi İçin Etkin Denetim Şart.

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş, günün anlam ve önemine binaen yazdı: Kamu Araç Kiralamalarında İsraf ve İstismarın Önlenmesi İçin Etkin Denetim Şart.
Uzun yıllardır kamu kurum ve kuruluşlarında, kimi zaman hizmet amaçlı, kimi zaman iş makinası diye ARAÇ KİRALAMA meselesi var. Bunlar ihale yolu ile alınıyor. İdari ve teknik şartnameleri idareler tarafından hazırlanıyor, çoğunlukla da pazarlık usulü alımlarla bu iş gerçekleşiyor. Sahada ise uygulama çok farklı işliyor. Kamu kurum kuruluşunda bu hizmet araçları keyfi kullanılıyor, hizmetin dışında aile ve eş dost getirilip götürüyor, evinin önüne aracı çekenler oluyor, kişisel işler için kullanılıyor, yani istismar ediliyor. Bu işin faturası ve külfeti ise kamuya, yani millete çıkıyor. Bizim paramızla bu hizmet alınıyor, ama kullanımı istismar ediliyor. Araç takip cihazları, Uydudan izleme, plaka takip sistemleri de fayda etmiyor. Bu işin devlet ve milletin hakkı korunacak şekilde ve istismarın önlenmesi, gereksiz araç kiralamanın önüne geçilmesi, önüne gelen idareci ve müdürün altına hizmet aracı verilmemesi, bu araçların sıkı takip edilmesi, denetlenmesi, için yapılması gerekenler konusunda uyarıcı ve önlem alıcı bir yazı kaleme aldım. Buyurun okuyun:
Yıllardır kamu kurum ve kuruluşlarında hizmetin yürütülmesi amacıyla araç kiralanıyor. Bazı kurumlarda bu araçlar gerçekten ihtiyaç duyulan kamu hizmetinin önemli bir parçası. Ancak zaman içerisinde bazı uygulamalar, kamu hizmeti için tahsis edilen araçların amacı dışında kullanılmasına ve kamu kaynaklarının gereksiz yere tüketilmesine yol açabiliyor. Burada tartışılması gereken yalnızca araç kiralama ihalelerinin nasıl yapıldığı değildir. Asıl mesele, kiralanan aracın gerçekten gerekli olup olmadığı, kaç araca ihtiyaç bulunduğu, kime ve hangi görev için tahsis edildiği, nasıl kullanıldığı ve bu kullanımın kim tarafından denetlendiğidir. Çünkü ihale yapıldıktan ve araç kurumun kullanımına girdikten sonra da kamu zararı oluşabilir. Bir hizmet aracı, kamu hizmeti dışında özel işlerde kullanılabiliyor; aile fertlerinin, eş ve dostların taşınmasında kullanılabiliyor; kişisel ihtiyaçlar için kullanılabiliyor veya kurum personelinin evinin önünde sürekli bekletilebiliyor. Bu durumda araç kiralama bedelinin yanı sıra yakıt, bakım, lastik, amortisman niteliğindeki kullanım maliyetleri ve personel zamanı da kamu bütçesinden karşılanmış oluyor. Sonuçta ortaya çıkan fatura yine millete çıkıyor.
Araç takip sistemi tek başına çözüm değildir. Bugün birçok kurumda araçlara GPS, uydu takip ve plaka takip sistemleri takılabiliyor. Ancak bir araca takip cihazı takılmış olması, o aracın doğru kullanıldığını tek başına göstermiyor. Araç belli bir noktaya gitmiş olabilir. Fakat şu soruların cevabı ayrıca verilmelidir: Araç o gün gerçekten kamu görevi için mi kullanıldı? Yapılan yolculuk hangi hizmetle ilgiliydi? Görevlendirme veya iş emri var mıydı? Aynı iş için daha ekonomik bir ulaşım imkânı bulunuyor muydu? Araç mesai dışında neden kurum dışında veya personelin ikametgâhında bulunuyordu? Aynı kişi veya birime sürekli araç tahsis edilmesini gerektiren objektif bir ihtiyaç var mıydı? Kiralanan aracın kullanım yoğunluğu, kiralama ihtiyacını gerçekten doğruluyor mu?
Dolayısıyla mesele yalnızca "Araç nerede?" sorusu değildir. Asıl sorulması gereken: "Araç neden orada ve yaptığı iş kamu hizmetinin hangi ihtiyacına karşılık geliyor?" olmalıdır. Önce ihtiyaç tespit edilmeli, sonra araç kiralanmalı. Kamu kurumlarında araç kiralama yapılmadan önce gerçek ve ölçülebilir bir ihtiyaç analizi yapılması gerekir. "Geçen yıl şu kadar araç vardı, bu yıl da aynı sayıda araç kiralayalım" anlayışı yerine; Kaç araca gerçekten ihtiyaç var? sorusu sorulmalıdır. Her bir araç için; Görev tanımı, Kullanacak birim, Günlük/aylık tahmini kullanım, Görev bölgesi, Yıllık kilometre, Kullanım sıklığı, Alternatif ulaşım imkânları, Kurumun mevcut araç kapasitesi belirlenmelidir. İhtiyaç ortaya konulamıyorsa yalnızca alışkanlık veya makam talebi nedeniyle yeni araç kiralanmamalıdır. Özellikle "Her müdürün altında bir araç" veya "Her yöneticiye bir hizmet aracı" anlayışının objektif bir kamu hizmeti ihtiyacına dayanıp dayanmadığı sorgulanmalıdır. Kamu aracının tahsisi, makamın veya kişinin statüsünden ziyade yürütülen kamu hizmetinin gerektirdiği zorunluluğa bağlanmalıdır. Araç tahsisi kişiye değil göreve yapılmalıdır. Hizmet araçlarının en önemli sorunlarından biri de aracın fiilen bir kişiye aitmiş gibi kullanılmaya başlamasıdır. Oysa kamu hizmeti için kiralanan araç, herhangi bir yöneticinin veya personelin şahsi aracı değildir. Araç; kişiye değil göreve, makama değil hizmet ihtiyacına tahsis edilmelidir. Görev sona erdiğinde, görev yeri değiştiğinde veya aracın tahsis gerekçesi ortadan kalktığında tahsis de yeniden değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, bir yöneticinin veya personelin aracın kullanımını sürekli biçimde kendi özel ulaşım ihtiyacını karşılayacak şekilde düzenlemesinin önüne geçilmelidir.
Mesai dışı kullanım açık kurallara bağlanmalıdır. Kamu hizmet araçlarının mesai saatleri dışında nerede bulunduğu da denetimin önemli bir parçasıdır. Elbette bazı kamu hizmetleri 24 saat devam eder. Acil müdahale, nöbet, saha çalışması ve benzeri görevlerde aracın kurum dışında bulunması gerekebilir. Ancak bunun istisnası ile genel uygulama birbirine karıştırılmamalıdır. Mesai dışında kurum dışında kalan araçlar için; Görev gerekçesi, Sorumlu personel, Görev süresi, Güzergâh, Görev emri veya kayıt numarası gibi unsurların kayıt altına alınması sağlanabilir. Böylece "Araç neden burada?" sorusunun cevabı denetlenebilir hâle gelir. Araç kullanım kayıtları sadece kâğıt üzerinde tutulmamalıdır. Araç takip sistemleri ile görev kayıtlarının birbirinden bağımsız değerlendirilmesi de önemli bir eksikliktir. Örneğin takip sistemi aracın belirli bir ilçeye gittiğini gösterebilir. Fakat o gün o ilçede hangi kamu hizmetinin yürütüldüğü kayıt altına alınmamışsa, sistem yalnızca aracın hareketini göstermiş olur. Bu nedenle; GPS kaydı + görev emri + kilometre bilgisi + yakıt tüketimi + sürücü bilgisi birlikte değerlendirilmelidir. Şüpheli veya olağandışı kullanım tespit edildiğinde bunun gerekçesi sorulmalı ve kayıt altına alınmalıdır. Kiralanan araç sayısı kullanım verileriyle düzenli olarak gözden geçirilmeli. Bir kurumda 20 araç kiralanıyorsa, yıl boyunca bu araçların gerçekten ne kadar kullanıldığı analiz edilebilir. Örneğin; Çok düşük kilometre yapan, Uzun süre hareketsiz kalan, Aynı güzergâhlarda tekrar tekrar kullanılan, Mesai dışında sürekli aynı yerde bulunan, Yakıt tüketimi kullanım miktarıyla örtüşmeyen araçlar ayrıca incelenebilir. Bu analiz sonucunda bazı araçların gereksiz olduğu görülüyorsa bir sonraki ihale döneminde araç sayısı azaltılmalıdır. İhale bir kez yapıldı diye aynı araç sayısının yıllarca devam ettirilmesi kamu yönetiminin doğal sonucu olarak kabul edilmemelidir. Denetim sadece ihale aşamasında yapılmamalıdır. Kamu araçları konusunda denetimin önemli bir bölümü ihale öncesi ve ihale sürecine odaklanırken, aracın aylar ve yıllar boyunca nasıl kullanıldığı da en az ihale kadar önemlidir. Çünkü kamu zararı sadece yanlış ihale yapılmasıyla oluşmaz. Gereksiz aracın kiralanması, gereğinden fazla kullanılması, amacı dışında kullanılması ve etkin denetlenmemesi de kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasına yol açabilir. Bu nedenle kurumların iç denetim mekanizmaları ve yetkili denetim birimleri, araçların fiilî kullanımını da düzenli olarak incelemelidir.
Sorumluluk kişiselleştirilmeli. Bir kamu aracının amacı dışında kullanıldığı tespit edildiğinde sistemin yalnızca "uyarı" vermesi yeterli değildir. Aracın tahsisinden, görevlendirmeden, kullanımından ve denetiminden kimlerin sorumlu olduğu açık biçimde belirlenmelidir. Yetki kimdeyse sorumluluk da orada olmalıdır. Ancak bu sorumluluk kişileri peşinen suçlamak şeklinde değil, belgelendirilebilir görev ve yetki zinciri üzerinden işletilmelidir. Böylece hem kamu hakkı korunur hem de görevini kurallara uygun yapan kamu personeli haksız ithamlardan korunmuş olur. Kamu aracı "sınırsız kullanım hakkı" değildir. Kamu hizmetinde çalışan herkes açısından temel ilke açık olmalıdır: Kamu aracı kamu hizmeti içindir. Kamu aracı; Aile aracı değildir. Özel iş aracı değildir. Eş-dost taşıma aracı değildir. Ev ile iş arasında sınırsız kişisel ulaşım imkânı değildir. Bir yöneticinin şahsi kullanımına bırakılmış bir araç değildir. Ancak burada da kamu hizmetinin gerektirdiği zorunlu kullanımlar ile kişisel kullanım birbirinden ayrılmalıdır. Amaç personeli mağdur etmek değil; kamu kaynağının amacı dışında kullanılmasını engellemektir.Çözüm için somut bir sistem kurulabilir. Bu konuda kurumlar açısından uygulanabilir bir sistem kurulması mümkündür. Her kiralık hizmet aracı için;
1. İhtiyaç gerekçesi belirlenmeli.
2. Tahsis amacı yazılı hâle getirilmeli.
3. Sorumlu birim ve kullanıcı belirlenmeli.
4. Araç kullanım kayıtları düzenli tutulmalı.
5. GPS verileri görev kayıtlarıyla karşılaştırılmalı.
6. Yakıt tüketimi ve kilometre bilgileri periyodik olarak analiz edilmeli.
7. Mesai dışı kullanımlar gerekçeleriyle izlenmeli.
8. Olağandışı kullanım otomatik olarak denetim kapsamına alınmalı.
9. Her yıl araç başına maliyet ve kullanım etkinliği raporlanmalı.
10. Kullanımı düşük veya ihtiyaç fazlası araçların kiralanmasına son verilmesi değerlendirilmelidir.
Böyle bir sistem kurulduğunda "araç takip ediliyor mu?" sorusunun ötesine geçilir ve "kamu kaynağı amacına uygun kullanılıyor mu?" sorusuna cevap aranır. Mesele birkaç aracın hesabı değildir Burada konu sadece birkaç aracın yanlış kullanılması değildir. Asıl mesele kamu yönetiminde kaynak kullanma kültürüdür. Kamu bütçesinden çıkan her liranın arkasında vatandaşın ödediği vergi vardır. Bir aracın gereksiz yere kiralanması yalnızca bir araç meselesi değildir. O aracın; kira bedeli, yakıtı, bakım ve işletme giderleri, personel maliyeti, sigorta ve diğer giderleri birlikte düşünüldüğünde kamu açısından ciddi bir maliyet ortaya çıkabilir. Bu nedenle kamu kurumlarında araç kiralama konusunda "Bütçede para var, kiralanabilir" anlayışı yerine; "Bu araç gerçekten gerekli mi, kamu hizmetine ne katkı sağlıyor ve bu kaynak daha verimli kullanılabilir mi?" anlayışının yerleşmesi gerekir. Kamu malı, yöneticinin veya çalışanın kişisel imkânı değildir. Kamu aracı da kimsenin özel aracı değildir. Devletin bütçesinden çıkan para vatandaşın parasıdır. Bu nedenle kamu kurumlarında araç kiralama ve kullanım süreçlerinde hem yöneticilerin hem de kullanıcıların üzerinde açık bir sorumluluk bulunmalıdır. Gereksiz araç kiralanmamalı, ihtiyaç fazlası araç tutulmamalı, kamu hizmeti için tahsis edilen araç kişisel amaçlarla kullanılmamalı ve araçların hareketi kadar kullanım amacı da denetlenmelidir. Teknoloji bunun için kullanılmalı; ancak teknolojiye güvenilip insan denetimi ihmal edilmemelidir. Çünkü GPS cihazı aracın nerede olduğunu söyleyebilir. Fakat kamu yararına kullanılıp kullanılmadığını ancak doğru kurulmuş bir denetim sistemi ortaya çıkarabilir. Kamu kaynaklarını korumak yalnızca mali bir görev değil, aynı zamanda vatandaşın hakkına karşı duyulan bir sorumluluktur. Bu nedenle araç kiralama uygulamalarında artık yalnızca "ihale usulüne uygun yapıldı mı?" sorusunu değil; "Gerçekten gerekli miydi, ne kadar kullanıldı, nasıl kullanıldı, kim kullandı ve kamuya sağladığı fayda bu maliyete değdi mi?" sorularını da sormanın zamanı gelmiştir.
Allah Devlete ve Millete Zeval Vermesin.
Devamı Devlet, Nasibi Cennet, Bekayı İmân, Rızayı Rahman..
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)








































