Mersin’den çıkan soru: Sıra hangi sektörde?
Mersin son günlerde yalnızca yaş sebze ve meyve ticaretiyle değil, Türkiye ekonomisinin yıllardır tartıştığı daha büyük bir meseleyle gündemde.
Yaş sebze ve meyve piyasasına yönelik soruşturma kapsamında 22 ilde 109 adres için arama kararı verilmesi ve 41 büyük dağıtıcı firmanın yöneticisi hakkında gözaltı kararı alınması, meselenin birkaç kişi ya da birkaç şirketten ibaret olmadığını gösteriyor.
Soruşturmanın Mersin ayağında Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır’ın da aralarında bulunduğu isimlerin gözaltına alınması ise kentte tartışmanın daha da büyümesine neden oldu.
Ancak burada bir parantez açmak gerekiyor.
Bir kişinin gözaltına alınmış olması, hakkındaki iddiaların kesinleştiği anlamına gelmez. Hukuk devletinin en temel ilkelerinden biri masumiyet karinesidir. Dolayısıyla tartışmayı kişiler üzerinden değil, soruşturmanın ortaya koyacağı somut deliller ve ekonomik sistemdeki sorunlar üzerinden yürütmek gerekir.
Asıl soru şu:
Eğer bir sektörde ürünün üreticiden çıkış fiyatıyla tüketicinin ödediği fiyat arasında açıklanması güç farklar oluşuyorsa, sadece o sektöre mi bakacağız?
Bence hayır.
Çünkü mesele yalnızca domates, biber, limon ya da narenciye meselesi değil.
Mesele, bir ürünün veya hizmetin gerçek maliyetinin üzerine hangi aşamalarda ne kadar eklendiği meselesidir.
Soruşturma başka sektörlere de uzanmalı
Bugün vatandaşın en büyük şikâyetlerinden biri aynı:
“Her şey neden bu kadar pahalı?”
Bu sorunun tek bir cevabı yok.
Kur, enerji maliyetleri, işçilik, vergiler, finansman maliyetleri, lojistik, üretim giderleri ve genel ekonomik koşullar fiyatların oluşumunda etkili.
Ama bunların yanında haksız fiyat artışları, piyasadaki hakimiyetin kötüye kullanılması, arzın yapay biçimde daraltılması, karaborsacılık ve rekabeti bozan uygulamalar da varsa, bunların üzerine gidilmesi gerekiyor.
Çünkü ekonomik düzenin en tehlikeli noktalarından biri şudur:
Birileri piyasadaki gücünü kullanarak fiyatı olması gerekenden yukarı taşıyor, vatandaş da bunu mecburen ödüyorsa burada yalnızca ticari bir işlemden söz edemeyiz.
Burada toplumun tamamını ilgilendiren bir sorun vardır.
Bu nedenle yaş sebze ve meyve operasyonu gerçekten bir başlangıç olacaksa, soruşturmanın ortaya çıkaracağı somut bulgular doğrultusunda başka sektörlerde de benzer uygulamalar olup olmadığı araştırılmalıdır.
Gıda mı?
İnşaat mı?
Otomotiv mi?
Yedek parça mı?
Temel tüketim ürünleri mi?
Hizmet sektörü mü?
Hangi sektörde rekabeti bozan, tüketiciyi mağdur eden ve haksız kazanç sağlayan bir yapı varsa, orada da denetim mekanizması çalışmalıdır.
Karaborsa sadece rafı değil, güveni de bozar
Karaborsacılık denildiğinde çoğu insanın aklına bir ürünü saklayıp daha yüksek fiyata satmak geliyor.
Oysa mesele bundan daha geniş.
Bir ürünün piyasaya arzını yapay biçimde azaltmak, piyasadaki hakim konumu kullanarak fiyat oluşumunu etkilemek veya tüketicinin başka seçeneğinin kalmadığı bir ortam yaratmak da rekabet açısından ciddi soru işaretleri doğurabilir.
Nitekim mevcut yaş sebze ve meyve soruşturmasında bazı büyük tedarikçilerin ürün arzını olduğundan düşük, maliyetleri ise yüksek gösterdiği ve bu yöntemlerle fiyatları yukarı yönlü etkilediği yönündeki iddialar araştırılıyor. Yaklaşık 1.029 çiftçinin beyanının alınması ve tedarik zincirinin üreticiden sonraki aşamalarının incelenmesi de soruşturmanın yalnızca market rafındaki fiyatlara bakmadığını gösteriyor.
İşte tam da bu nedenle mesele önemlidir.
Çünkü üretici başka, tüketici başka bir şey söylüyorsa; aradaki fiyat zincirinin bütün halkaları incelenmelidir.
Tekelleşme varsa, vatandaşın seçeneği azalır
Bir başka mesele de tekelleşme ve piyasa hakimiyeti.
Bir sektörde birkaç oyuncu giderek piyasayı kontrol eder hale gelirse, rekabetin zayıflaması tüketici açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.
Rekabetin olduğu yerde işletmeler müşteriyi kazanmak için fiyat, kalite ve hizmet üzerinden yarışır.
Rekabetin zayıfladığı yerde ise tüketicinin seçeneği azalır.
İşte devletin denetim görevi tam burada başlar.
Amaç ticaret yapan herkesin önünü kesmek değildir.
Amaç, dürüst ticaret yapanla piyasayı manipüle ederek haksız kazanç sağlamaya çalışanı birbirinden ayırabilmektir.
Bu ayrım yapılmadan bütün sektörleri zan altında bırakmak da doğru değildir.
Mersin açısından mesele daha da önemli
Mersin, Türkiye'nin tarım, narenciye, yaş sebze ve meyve ticaretinde önemli merkezlerinden biri.
Dolayısıyla bu kentte yaşanan her gelişme sadece Mersin'i değil, üreticiyi, ihracatçıyı, esnafı, marketi ve nihayetinde milyonlarca tüketiciyi ilgilendiriyor.
Bu yüzden Mersin'deki tartışmayı bir kişinin üzerinden yürütmek yerine, sistemin tamamına bakmak gerekiyor.
Üretici ne kazanıyor?
Tedarikçi ne kazanıyor?
Komisyoncu ne kazanıyor?
Nakliye maliyeti ne kadar?
Depolama maliyeti ne kadar?
Marketin marjı ne kadar?
Ve en önemlisi:
Tüketici neden bu kadar ödüyor?
Bu soruların tamamının rakamlarla cevaplanması gerekiyor.
Halkın alım gücü artık ertelenemeyecek kadar önemli
Türkiye'de enflasyonun ve hayat pahalılığının tek bir sebebe indirgenmesi doğru değil.
Fakat fiyatları yapay biçimde yukarı taşıyan, rekabeti bozan veya tüketicinin zorunlu ihtiyacını fırsata çeviren her uygulama, zaten yüksek maliyetlerle mücadele eden vatandaşın yükünü artırır.
Bir vatandaşın maaşı aynı kalırken market sepeti küçülüyorsa, burada sadece ekonomi politikalarının değil, piyasadaki davranışların da sorgulanması gerekir.
Çünkü vatandaş açısından sonuç değişmiyor:
Daha az ürün alıyor.
Daha fazla borçlanıyor.
Daha fazla kısmak zorunda kalıyor.
Ve giderek daha fazla “Bu ürün neden bu kadar pahalı?” diye soruyor.
Bu soruya verilecek cevap yalnızca “maliyet arttı” olmamalı.
Maliyetin gerçekten ne kadar arttığı, fiyatın hangi aşamalarda yükseldiği ve arada haksız bir kazanç olup olmadığı da ortaya konulmalı.
Operasyonun değeri burada ortaya çıkacak
Bu nedenle yaş sebze ve meyve operasyonuna yalnızca “kim gözaltına alındı?” sorusuyla bakmamak gerekiyor.
Asıl soru şu olmalı:
Bu soruşturma bize piyasanın nasıl işlediğini gösterecek mi?
Eğer gösterecekse, elde edilen bulgular yalnızca dosyada kalmamalı.
Benzer yöntemlerin başka sektörlerde de kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalı.
Karaborsacılık varsa üzerine gidilmeli.
Rekabeti bozan yapılanmalar varsa ortaya çıkarılmalı.
Tekelleşme varsa incelenmeli.
Fiyat manipülasyonu varsa delilleriyle ortaya konulmalı.
Ve bütün bunlar yapılırken dürüst ticaret yapan binlerce işletme de haksız yere zan altında bırakılmamalı.
Çünkü mesele bir iş insanının, bir şirketin ya da bir sektörün meselesi değil.
Mesele, vatandaşın cebinden çıkan paranın karşılığını alıp alamadığı meselesidir.
Mersin'den başlayan tartışmanın Türkiye'nin diğer sektörlerine uzanması gerekiyorsa, bu kişileri hedef göstermek için değil; piyasada gerçekten kim ne yapıyor, fiyat neden oluşuyor ve vatandaş neden bu kadar ödüyor sorularına gerçek cevapları bulmak için yapılmalı.
Çünkü ekonomide güveni bozan şey yalnızca yüksek fiyat değildir.
Haksız kazancın normalleşmesi, dürüst ticaret yapanın cezalandırılmış gibi hissetmesi ve vatandaşın “ne yaparsam yapayım bu fiyatlara yetişemiyorum” noktasına gelmesidir.
Devletin görevi de tam burada başlıyor:
Ne tüccarın düşmanı olmak ne de piyasanın sorunlarını görmezden gelmek.
Kuralları herkes için aynı uygulamak.
Ve kim olursa olsun, hangi sektörde faaliyet gösterirse göstersin, piyasayı manipüle ederek haksız kazanç sağladığı somut delillerle ortaya konulanların hukuk çerçevesinde hesabını vermesini sağlamak.
Mersin'deki operasyonun gerçek anlamı da ancak o zaman ortaya çıkacaktır.





























